Sevgili Faranjit…

Ağustos 2nd, 2011 · Genel

Sevgili Faranjit…

Duydum ki 1 aydır devam eden boğazımdaki el seninmiş. Niye sıkıyorsun canım boğazımı? Deli misin?! Bazen midemi bulandırıyorsun, çünkü yerleştiğin yer tam olarak onu tetikleyen bölgedeymiş. Ben sana ne zaman izin verdim gel boğazıma yerleş diye?
Her şeyi geçtim, daha çok fazla ilerlemediğin için ilaç kullansam da pek etkili olmayacak. Şimdi boşu boşuna antibiyotik neden alayım değil mi? Ama sen bana kazıkların en büyüğünü attın faranjit, senin yüzünden dondurma yememem gerekiyormuş! Böyle şey mi olur lan! Saçmalık!
Şimdi belli ki ben dondurmayı kesmicem, soğuk su içmeye devam edeceğim çünkü ben deli değilim, bu sıcakta beni ferahlatan yegane şeyleri bırakacağımı düşünmedin umarım. Hadi diyelim dondurmayı geçtim sürekli bir boğazın sıkıyormuş hissi hiç hoş değil bilgin olsun!

Bak 1 ay misafirlik için çok uzun bir süre. Yine duyduğuma göre geç gidiyormuş sen kaldığın yerlerden ama olmaz öyle şey. Misafirin kısa kalanı iyidir. Ne vardı yani 2 3 gün gelseydin, iki hoşbeş yapsaydık? Ama yoook sen resmen yerleştin boğazıma!

Senle bir anlaşma yapmak isterim. Sen artık git. Hı? Başka boğaz bul kendine. Ben de dondurmamı küçük kaşıklarla yemekten kurtulayım. Git artık ne olur bak…

Öptüm bay!

e.

→ 2 yorum var!

Sevgili D&R…

Temmuz 14th, 2011 · Genel

Sevgili D&R,
.
Askerdeydim. Sıkıntıdan ve zaman bolluğundan iki günde bir kitap bitirdiğim bir dönem… Ucuz olmasından mütevellit online sitenizden bi sipariş vereyim dedim ve bakın başıma ne işler açtınız.
.
Şafak 50:
Haruki Murakami-Sahilde Kafka, Chuck Palahniuk-Gösteri Peygamberi ve Elif Şafak-Aşk olmak üzere 3 tane kitap sipariş ettim. Siparişi vermeden önce de başıma gelecekleri az çok bildiğim için müşteri destek hattınızı aradım, 3 kitabın da stokta olduğunun ve hemen gönderebileceğinizin teyidini aldım. Ayrıca Aşk’ın pembe değil de siyah kapaklı baskısını rica ettiğimi söyledim. “O da stoklarda mevcut, hemen gönderebiliriz.” dediniz. “D&R’a bak, vay arkadaş, helal olsun!” dedim.
.
Şafak 43:
Kargo 7 gün sonra elime geçti ancak paketten Elif Şafak-Aşk çıkmadı. Müşteri destek hattınızı arardığımda stoklarınızda olmadığını, temin eder etmez göndereceğinizi söylediniz. “Ama ben sizi aradım ve stokta var dediniz, ne ayak hacı”? dediğimde “Kem küm şey ehehe” dediniz.
.
Şafak 33:
Aşk geldi fakat tam olarak beklediğim gibi siyah kapaklı baskıdan değil pembe kapaklı baskıdan gönderdiniz. Dolayısyla ben pek aşka gelemedim. Bir sinir harbini daha atlatıp müşteri destek hattınızı tekrar aradığımda “Bir yanlışlık olmuş hehe, siz bize onu geri gönderin biz size siyah kapaklı olanı gönderelim. Hemen göndeririz, valla bak.” dediniz. “Tamam ulan.” dedim, onu da yaptım. Kitabı geri gönderdim ve bakalım ne yapacaksınız diye bilerek ne aradım ne sordum.
.
Şafak 13:
Aradan 20 gün geçip siz muhteremlerden tek bir ses çıkmayınca artık arayıp bir hal hatır sorayım dedim, bakayım müsaitseniz bir kahvenizi içmeye geleyim. Kitabı hala tedarik edemediğinizi ama benim için bir güzellik düşündüğünüzü, kitabı gidip şehirdeki herhangi bir mağazadan alabileceğimi söylediniz. (Burada dikkatinizi çekiyorum haftalardır tedarik edemediğiniz kitap Migroslarda bile satılan Elif Şafak-Aşk) “Tamam ulan.” dedim, ona da tamam. O gün çarşı izninde gittim mağazaya aldım kitabı. Döndüm Alay’a okumaya başladım. Bu sefer de kitapta baskı hatası çıktı, kitap otuzuncu sayfadan atmışıncı sayfaya atladı.
.
Şafak 6:
Bir sonraki çarşı iznimde mağazaya tekrar gittim, tüm beceriksizliğinizi kalem kalem anlattım ve artık bu kitabı bir daha okumak istemediğimi, başka bir kitap istediğimi belirttim. Bu sefer de başka bir kitap veremeyeceğinizi, kitabı aynısıyla değiştirmek zorunda olduğunuzu söylediniz. Son bir sinir krizi de orada geçirdim, asker olduğumu üstelik jandarma olduğumu, silahımı kullanmak zorunda kalmayı istemediğimi, şafağımı yiyip bitirdiğinizi, sizin yüzünden çocuğumu keseceğimi fütursuzca haykırdım mağazada.
.
Mağaza Sorumlusu korkmuş olacak ki, istediğim kitabı verdi.
.
Askerliğim çoktan bitti, dolayısıyla silahımı falan da teslim ettim ama bak açık açık söylüyorum senden bi’ daha mümkün değil alışveriş yapmam.
.
Kendine iyi bak,
.
Öptümbay!
.
Tolga

→ 3 yorum var!

Sevgili Saf…

Temmuz 7th, 2011 · Genel

Sevgili Saf,

Biliyorum doğan gereği her şeye inanıyorsun, elinde değil. Ama bir nebze olsun uyanman için sana liste hazırladım. İyi oku, iyi belle bunları.
Facebook bir yıl sonra paralı olmayacak sevgili saf, sana gelen e-postalara inanma. Keza, yıllardır seni inandırmaya çalıştıkları gibi Hotmail de paralı olmayacak, zaten Messenger ikonu renginin hala değişmemesinden anlamış olman gerekirdi.

Sevgili saf, sana gönderilen yüzü yanmış bebek resmine acıyıp bütün arkadaş listene gönderiyorsun ya hani, gönderme. Çünkü yasal olarak gönderilen e-postaların kimlere gittiğinin listesini tutmaya izin verilmiyor, henüz yani. Belki bir 5-10 sene sonra değişir. İlle de yardımcı olacağım diyorsan, o e-postada verilen telefon numarasını ara bak bakalım; gerçekten yardıma ihtiyaç varsa, yardım edersin.
Hani arada devrik Nijerya kralının karısı sana e-posta gönderiyor ya sevgili saf, paramızı transfer etmeye yardım edersen sana 40 milyon doların %10’unu veririz diye, hah işte ona da inanma. Zaten yönetim şekli Federal Cumhuriyet olan bir ülkede kral olamayacağına uyanmış olman lazımdı yıllar önce.

Sevgili saf, canım arkadaşım, biricik badim. Hani Amerika’dan sana e-posta geliyor ya, büyük lotoyu kazandın diye, yapma gözüm, bunu bari yeme. Başvurmadığın bir lotonun sana çıkma ihtimali var mı hiç? Tıpkı “Bill Gates mirasını dağıtıyor! Bu e-postayı arkadaşlarına iletirsen, e-posta başına 3 dolar alacaksın. Patricia teyze daha geçen gün gözümün önünde 3467 dolarlık çek aldı” e-postası gibi bu loto işi de kandırmaca. Kimsenin kimseye karşılığında bir şey almadan para vermek gibi bir amacı yok.Verecek olsa kendi ülkesindeki birine verirdi; adam Türkiye’nin yerini haritada bulamıyor zaten, seni mi bulacak?

Sevgili saf, e-postanı herkese verme, her gördüğün foruma, sosyal paylaşım ortamına olduğu gibi yazma. Yazacaksan da bari @ işareti yerine (AT) yaz, (EŞEK) yaz, spam botları toplayıp listeye eklemesin adresini.
Ve son olarak sevgili saf, kendisine gelen bir e-postayı arkadaşlarına yaymadı diye bugüne kadar kimse ölmedi, bir anda iflas etmedi, çocuğu kanser olmadı ya da aksine e-postayı arkadaşlarına gönderdiği için 10 dakika sonra bir çekilişten otomobil kazanmadı.

Kendine ve kişisel bilgilerine iyi bak sevgili saf.
Öptüm bay!

Fikretyus

→ 1 yorum var!

Sevgili Kitap Yazıp da Resimletmek İsteyen Herkes!

Şubat 22nd, 2011 · Genel

Sevgili YAZARLAR, YAYINEVLERİ, KİTAP YAZAN ÖĞRETMENLER, kitap yazıp da resimletmek isteyen herkes!

Artık yeter! (Sözüm aranızda istisna olanlara değil..)

“Amaan nolcak ressam 3-5 günde çiziktiriveririr” fikrinden vazgeçin artık! Bir kitabı resimlemek çocuk kitabı da olsa ders kitabı da olsa, duvar badanası gibi öyle kadar kolay DEĞİL! Yazar kadar emek verilmesi gereken bir iş! ANLAYIN BUNU ARTIK! İllustratörleri printer’la karıştırmayın… Ayrıca vazgeçin şu boyacı küpü esprisinden. Hiç komik değil çünkü. Üstelik zaten canı burnunda bir illustratörün damarına daha fazla basmanın bir manası yok. Aklınız başınıza basım teslim tarihine son 10 gün kala geliyor nedense. İş yetişmeyince “ressam geciktirdi” kötü olunca “kötü oldu” demeyi biliyorsunuz ama.

Zaten 3 kuruşa çiziyoruz çoğu zaman. Ayrıca freelance bir illustaratöre iş verirken sadece size çalışan bir köle muamelesi yapmayın. Sizce o illustratör  sadece sizin verdiğiniz işle nasıl geçinebilir. İstediğiniz resimlerin  içeriği ayrı bir facia ayrıca da. Yok oraya ağaç olsun, ağaçta 30 kuş olsun yerde 40 kedi, arkadan vapur geçsin, vapurun düdüğü ötsün, denizde balıklar yüzsün, 15 çocuk  oyun parkında oynasın, çocuklarda 5′i mavi gözlü olsun olmadı bi de dansöz dönsün diye imkansız, şuursuz isteklerle nereye varmaya çalışırsınız bir anlasam. Tek bir kare resimde bu kadar şey nasıl olsun! Üstelik aynı sayfada yer alacak diğer şuursuz 8 kare resimle beraber!!? Hem resim güzel olsun hem hemen bitsin hem çizer 40 defa değiştirsin! Günde 28 saat çalışsan yine olmaz. Ama biz de robot değiliz ki be sevgili yazarım, öğretmenim… Elin gavuru yapıyor ama eskizini, başka mürekkeplemesi başka, renklendirmesini başka çizer yapıyor. Bi kitap belki 6 ayda 1 senede çıkıyor. Ya da bir kitapta çok resim varsa birkaç değişik çizere paylaştırıyorlar.

Sonra da Türkiye’de neden çocuk kitapları böyle kalitesiz diye şikayet etmeyin!

Sizleri çok seviyorum sevgili yazarlarım, öğretmenlerim. Artık zavallı çizerleri anlamanızı diliyorum..

Hadi Öptüm Bay!

Emel Alp Sarı

→ 2 yorum var!

Sevgili Dolmuş Şöförleri…

Ocak 4th, 2011 · Genel

Sevgili dolmuş şöförleri,

Evet yine ben, bu sefer başka bir toplu taşım kabusunu incelemek için geldim. Yaptığınız hızlardan, kendinizi dünyanın en büyük aracının içinde sanıp yolcu tıkıştırmaya çalışmanızdan falan bahsetmeyeceğim. Bir şey merak ediyorum bu sefer, çok afedersiniz ama telsiziniz olmadan ne yapacaktınız? Bir an olmadığını düşündünüz ve üzerinize bir titreme geldi değil mi?

Bir şey diyeceğim, çok yanlış anlamışsınız o telsiz aletini siz. Valla bak! Şimdi memleketimin tatlı (?!) şöförleri, onu oraya dedikodu yapın diye koymadılar, ya da muhabbet edin diye de. Telefon var onun yerine mesela, daha az rahatsız edici bir şey. Ben orada durağınızdaki bütün dedikoduları öğrenmek zorunda değilim, değil mi? Kim kimin sırasını kapmış, kim kime ne demiş, bunları bilmemem gerekiyor diye düşünüyorum.

Geçenlerde tam olarak kullanılma amacıyla kullanıldı, bir şöför yolculardan birisinin kaybettiği eşya için anons yaptı, şaşırdım valla. Halbuki kulaklarım “34 bilmem kim naber len” falan bekliyordu. Bir de kibar olma çabanız beni bazen eğlendiriyor ne yalan söyleyeyim.

Neyse canlarım, telsiz olmasaydı ne yapardınız düşünmek bile istemiyorum, yeni yılda size bol doğru kullanımlı telsiz yolculukları diliyorum,

Öptüm bay!

e.

→ 1 yorum var!

Sevgili Fotoğraf Gezisi Organizatörleri

Ekim 23rd, 2010 · Genel

Sevgili Fotoğraf Gezisi Organizatörleri,

Hani sırf toplu mesaj gönderebilmek için Facebook’ta beni o saçma sapan etkinliklerinize benden habersiz ekliyorsunuz ya, ben size hiç kızmıyorum.

Önce sizi yavaşça blokluyor, fotoğrafla ilgili hiçbir mevzuda isminizi ciddiye almamak için bir kenara not ediyor, sonra da seyahatiniz esnasında size eşlik etmesini istediğim temennilerimi içimden dile getiriyorum (spesifik olarak bu temenniler sanki toplu olarak yapıldığında bir halta benzeyen bir şeymiş gibi insanları “size öğreteceğiz” vaadi ile kandırıp ceplerindeki parayı aldığınız fotoğraf gezilerinize giderken gözünüze çarpan trafik uyarı ve levhalarının bir tarafınıza girmesini dilemek şeklinde oluyor mesela) (daha yaratıcı olduğum da oluyor bazen).

Bu terbiyesizliklerinizi görmeyip sizinle o fotoğraf gezilerine gelenlere bu tip saçmalıklar zaten müstahak. Sizin de canınız cehenneme, ne haliniz varsa görün. Olan, sırf fotoğrafla ilgilendiği için sizin gibi “girişimciler” ile muhatap olmak zorunda kalanlara oluyor.

Onun için de Facebook’u suçluyorum.

Bu hesabı kapatacağım, Facebook’u da beni tatlı sosyal fanusumda daldığım uykudan uyandırdığı için dava edeceğim.

Aman be.

Öptüm bay!

Meren

→ 1 yorum var!

Sevgili Beklemek,

Ekim 18th, 2010 · Genel

Sevgili Beklemek,

Tam 6 hafta yarin gelecekmis gibi ya da hic gelmeyecekmis gibi vize
bekledim, arada kaldim. Uzerine cok dusundum. Senin foyani ortaya
cikarmaya geldim. Simdi sen boyle romantik, biraz gizemli, belli
belirsiz bir seymis gibi takiliyorsun ya, ne fenasin sen…

Aklindan bir insan tut… Uyaniyor, yuzunu yikamak icin banyodakinin
cikmasini bekliyor tek gozu hala kapali. Cay koyacak, suyun
kaynamasini bekliyor, onu beklerken bilgisayarinin tusuna basiyor
sabah maillerine bakmak icin, bilgisayarin acilmasini bekliyor. Onu
beklerken mutfaga donuyor tost makinasinin isinmasini bekliyor.
Hazirlandi, iniyor asagi servis bekliyor. Giriyor binaya, asansor
bekliyor. Ofise girer girmez suphesiz ogle arasi olmasini bekliyor,
yalan mi? Yemek icin sira bekliyor, ogle arasi cabuk geciyor. Plaza
onu bekliyor. Yine asansor bekliyor, cikiyor yukari, toplanti saatini
bekliyor, direktorun ona iyi bir laf etmesini bekliyor, mail bekliyor,
telefon bekliyor, onay bekliyor, revizyon bekliyor. Saat 4′ten sonra
yalnizca aksam olmasini bekliyor. Tekrar asansor bekliyor, sonra
servis. Eve geldi, yemegin pismesini bekliyor, daha kotusu siparis
ettigi yemegin gelmesini bekliyor. Tv karsisinda o’nun aramasini
bekliyor. Dusta suyun isinmasini bekliyor. Yataga girince o belki
uykusunun gelmesini bekliyor, baska biri hemen sabah olmasini
bekliyor. Bir gun beklemekle geciyor.

Tamam, simdi birak o insani! Gordun mu bi’ insana neler yaptigini? Cok
psikopatsin beklemek!

Su blogu (http://bekleyenblog.blogspot.com/) gordum de, konsolosluga
da, sana da sikayet mektubu yazmak oradan aklima geldi. Dedim ben niye
bekleyen rumuzu atip icimi dokmuyorum, hazir mecram da var burda,
akayim bakalim. Sen her zaman icinde umit, umitsizlik, sabirsizlik,
merak, endise barindiran oyle soyut bir sey degilsin, gayet somut, bu
anlattigim gibi delirtici bir seysin. Biz de bazen mesafelerden geri
sayiyoruz, bazen zamanin icinde geri sayiyoruz, hep bekliyoruz.

Sana kafam cok bozuk ama yine de optum bay!

Eda

→ 1 yorum var!

Sevgili Konsolosluk,

Ekim 18th, 2010 · Genel

Sevgili Konsolosluk,

Benim teroriste benzer bir tipim mi var yahu? Baksana su yukardaki
resmime, en masum halimle muzik dinleyip kitap okuyorum mor saclarim
ve ben. Su sitede gelmis gecmis tum optum bay mektuplari icinde
sikayeti en cok hak etme odulunu vermek icin burada toplanmis
bulunuyoruz.

Burda araya girip cocugunun adini Mehmet Yildiz, Ahmet Ozturk, Merve
Erturk, Ayse Yilmaz, Eda Demir vs koyan ebevynlere de kisaca opucuk
gondermek istiyorum. Bugunden itibaren dogan cocuklara cok anonim bir
soyadiniz varsa jenerik isik koymak yasak. Alemsah, Devletsah falan
iyi mesela simdi aklima gelenlerden.

Neyse biz konsolosluga geri donelim, daha elimizden
cekecegi var. Beni birakiyor, arkadaslarimi surunduruyorsun, nedir
bizim sirf nufus cuzdanimizda yazanlardan dolayi senden cektigimiz.
Oraya koymussunuz turkcesini anlayamadigim hanimefendiyi, kalmis benim
ucusuma 3 gun gel bakayim sen bir kenara diyorsunuz ve film basliyor.
Guvenlik arastirmasina takilan herkes adina burdayim ve onlara isin
pesini birakmamalarini oneriyorum; arayin, sorun, takip edin kader
ortaklarim, anonim isimli turkler! Neyseki ben 6 hafta bekledim, yoksa
3 paragrafla elimden kurtulamazdiniz.

Iste vizemi nasil aldigimi herkese acikliyorum. Bakarsan bag,
bakmazsan bag olur. Disimle tirnagimla geldim buraya. Hadi ben iki
ulke arasinda baris elcisi oldum, ordaki herkesi optum, bay!

Eda

→ 1 yorum var!

Sevgili Metrobüs…

Ekim 2nd, 2010 · Genel

Sevgili metrobüs (evet ben bu blogun toplum taşım aracı sayıcısıyım),

Sana ikinci binişim falan, olabildiğince kaçtım senden. İletişimimizi minimum düzeyde tuttum, ancak bugüne kadar. Evet işim düştü, yollarımız birleşti ikinci kez.

Öncelikle uzaktan adam olabilecek gibi bir şeysin, bir sürü insanın hayatını kolaylaştırdığın söyleniyor. Mesela akıllılık edip, insanların beynini yememek için her durakta bağıran kötü diksiyonlu kadın sesi koymak yerine bir monitör koymuşsun. İyi hoş da, bu monitöre bindiğim hat değil de başka bir hat yazarsan, oraya ilk kez binmiş insan “siktir yanlış şeye binmişim” diye ilk durakta inmez mi? İner, kendimden biliyorum. Sonra uzaklaşan metrobüs eşliğinde “aaa doğruymuş lan!” diye el sallar metrobüse. Bir de sonrakine de para vermek cabası.

Hah diyelim ki ona da bindik. Aktarmamızı yaptık, başka bir tanesine bindik. Garip ki bu sefer monitörde doğru hat yazıyor! Hatta, kalan durak sayısı, toplam durak sayısı gibi güzel bilgiler içeren bir içerik var. Çok hoş, bakıyoruz kalan durak sayısına 0. Yani iniyoruuuuzzz?? Hayııırr… Çünkü yeni bindik.

Sonra durakları yazmışsın mesela oraya, o da süper. Ama sadece 4 tane, çünkü zaten biz süper zeka olduğumuz için tahmin edebiliyoruz sonraki durakları, ne gerek var değil mi? Sen başlangıcını ver, biz sonrasını ayarlarız. Ha bir de bilmem fark ettin mi sevgili metrobüs ama o araçların içine hava boşluğu kalmayacak kadar insan dolduruyorsunuz, insanların sıvı haline gelip, “arkalara doğru ilerlemesini” istiyorsunuz. Bu durumda, bir zürafa turist olsam, o boyunla kafamı uzatıp, dışarı baksam bile göremem o durakların isimlerini. Kısmet artık, ha Edirnekapı’da inmişim, ha Avcılar’da. Sonuçta metrobüs çok hızlı!

Gelelim, kazaya yapma meselene. Şu duruma kadar her şey tolere edilebilir. Ama BOMBOŞ yolda, hala kaza yapabilme yeteneğini kutlarım arkadaşım. Vay vay vay. Bizim minicik yolculuğumuzda bile köprünün üstünde yaptığın o şahane acı freni asla unutmayacağım.

Ulan ülkeyi ne biçim hale getirdiniz, insanlar buna şükür ediyor, böyle frenlerde tırsmıyor bile.

Bize bu güzel eğitimi verdiğin için öptüm bay!

e.

→ 2 yorum var!

Sevgili cinsel hayatlarını odamda yaşayan böcekler…

Ağustos 16th, 2010 · Genel

Sevgili cinsel hayatlarını odamda yaşayan böcekler,

Yaz geldiğinde anlamlandıramadığım şekilde tarifsiz bir coşkuya kapılıyorsunuz, buna artık alıştık da, bu işi bizim rahatımızı bozmadan yapsanız? Anatominize çok hakim olmamakla birlikte, havalar ısındığında gevşeyen gönül yaylarınız olduğunu tahmin edebiliyorum, siz de canlısınız sonuçta.

Biz insanlar gibi meşk etmek, karı-kız peşinde koşmak, sözlükten hatun kaldırmak falan sizin de hakkınız, ona da en ufak diyeceğim yok.

Ama arkadaş, hadi hatunu aldın, bi cafe’ye felan gittiniz diyelim ki, milletin tabağındaki yemeklerden otlandınız, içkilerinden içtiniz, kafalar hafiften leyla falan, olaylar gelişti…

E kara çocuğum, e kitinli yavrum, bunun yeri benim odam mı lan!?

Bilgisayar başındayım, iş yapıyorum, bi bakıyorum odanın bir köşesinden “piti… pitik…” diye sesler geliyor. Kafamı çevirip ne görsem beğenirsin? Ortam National Geographic olmuş!

Her işin bir adabı var dostum. Hayatımda görmediğim çeşit çeşit formatlarda üzerimde geziyorsunuz ses etmiyorum (ki bir gün çok fena tersime geleceksiniz). Önce boka konup, sonra yemeğime konuyorsunuz ona da ses etmiyorum.

Ama birader, az terbiyeli ol lan! Ben günün her vakti camımda penceremde hayvanlı porno izlemek mecburiyetinde miyim? Ben senin fikfikine tanık olmak zorunda mıyım ya!

Bak odamda ne arıyorsun demiyorum, üstümde ne arıyorsun demiyorum, yemeğimde ne arıyorsun da demiyorum. BU İŞİ NEDEN ODAMDA YAPIYORSUN diyorum sana!

Bi de arkadaş, gel efendi gibi anlat derdini. “Abi durumlar hassas, benim valide de evden gitmek bilmiyor, bana boş ortam lazım. Anlarsın ya *kaşgöz*” de. Bu şekilde delikanlı gel bana, şerefsizim evin anahtarını verir çıkarım. Ama gözünü seveyim beni böyle tiksinç manzaralarla bir başıma bırakma. Sana güzel olabilir, bana değil!

Dediğim gibi efendi gibi gel, yardımcı olayım. Ama bir daha böyle bir ortamla karşılaşırsam ikinizi tek vuruşta alırım, haberiniz olsun.

Efendi olmanız koşuluyla (mânen) öptüm bay.

çağrı

→ 6 yorum var!